Sessiz Bir Sınıf Her Zaman İdeal Bir Sınıf Değildir
Sınıfta iyi bir günün nasıl göründüğünü ve duyulduğunu yeniden düşünerek, yeni öğretmenler öğrencilerine daha iyi destek olabilirler.

Öğrenci, ebeveyn veya yeni bir eğitimci olarak bir sınıfa ilk adımımızı attığımızda, genellikle içimizde taşıdığımız sözsüz bir ideal vardır: sessiz ve düzenli bir ortam, masaların üzerine eğilmiş odaklanmış yüzler, derslerin kesintisiz ve sorunsuz bir şekilde aktığı bir yer. İğne düşse duyulacak bir sınıf, genellikle disiplin ve etkili öğretimin altın standardı olarak gösterilir. Peki, bu kadar çok övülen bu gaye her zaman resmin tamamını oluşturmuyorsa? Mükemmel sessizliği ararken biraz daha gürültülü, biraz daha dağınık ama sonuçta daha gerçek ve güvenli olan farklı, daha derin bir öğrenme türünü gözden kaçırma riskini alıyorsak?
Sınıfınız soru soran, fikirleri tartışan ve birlikte çalışan öğrencilerin enerjisiyle dolup taşıyorsa başarısız olmuş sayılmazsınız. Öğrenmenin itaatkar olmakla değil canlı ve mevcut olmakla ilgili olduğu bir alan yaratmayı başarmışsınız demektir.
Çok sayıda sınıfta, “iyi bir gün (başarılı bir gün)” kavramı öğrencilerin ne ölçüde uyum gösterdiklerine göre örtük bir biçimde tanımlanır. Sessiz miydiler? Talimatları hemen uyguladılar mı? Yerlerinde kaldılar mı? Peki ya ölçütü değiştirsek? Öğrencilerin ne kadar sessiz ve hareketsiz olduklarına değil ne kadar görülüp duyulduklarına ve kendilerini ne kadar güvende hissettiklerine odaklansak ne olur? Çünkü sessiz öğrencilerle dolu bir sınıf, mutlaka katılımcı öğrencilerle dolu bir sınıf değildir ve kurallara uymak, iyi olmakla aynı şey değildir.
“İyi Bir Gün” Algımızın Önemi
Uyum, tek hedef haline geldiğinde farklı şekilde iletişim kuran, otoriteyi sorgulayan veya duygularını gösteren öğrenciler sadece insanca davrandıkları halde “zor” veya “rahatsız edici” olarak etiketlenirler. Bu zihniyet, farklı milletten olan öğrenciler, nörolojik farklılıkları olan öğrenciler ve travma yaşayan öğrenciler üzerinde orantısız bir etki yaratır. Sınıfta temel ölçüt, sessiz itaat olduğunda en çok duymamız gereken sesleri istemeden susturabiliriz. Uyum sağlamak için doğal merakını bastırmayı veya duygularını dile getirmeyi öğrenmiş bir öğrenci sakin görünebilir ancak mutlaka huzurlu olduğu anlamına gelmez.
Bu baskı, kaygı hissi ve hata yapma konusunda derin bir korku yaratabilir. Ayrıca olumsuz kalıplaşmış yargıları pekiştirebilir ve bizim anlayışımıza en çok ihtiyaç duyan öğrencileri kendimizden uzaklaştırabilir.
Ve öğrencilerin bunu gerçekleştirmek için ne kadar çaba harcadıklarını incelemeden “iyi davranışları” övdüğümüzde, kabulün şartlı olduğu mesajını pekiştirmiş oluruz. Güvende olmak için sessiz olmalısın. Saygı görmek için uyumlu olmalısın. Ancak öğrenme itaat etmekle ilgili değildir. Öğrenme; merak, risk, bağlantı ve bazen de dirençle ilgilidir. Öğrenme dinamik ve genellikle dağınık bir süreçtir. Sessizliğin en büyük erdem olduğu bir sınıf ortamı yarattığımızda, öğrenmeyi canlı ve kalıcı kılan unsurları bastırmış oluruz.
Sessiz Bir Sınıfın Ötesinde Beklentilerinizi Değiştirmenin 3 Yolu
1. Başarılı bir günün neye benzediğini yeniden tanımlayın. Her güne davranış beklentileri listesiyle başlamak yerine, topluluk hedeflerini belirlemeye çalışın: “Bugün, birbirimizin fikirlerine yer açmayı umuyorum.” veya “Zor anları yaşayıp destekle yeniden ayağa kalkmayı deneyelim.”
Bu küçük ama güçlü dil değişikliği, günün odak noktasını tamamen değiştirir. Sınıfı, kuralların olduğu bir yerden ortak amaçların ve duygusal gelişimin olduğu bir yere dönüştürür. Başarı, sadece kurallara uymakla değil duygusal gelişim ve iş birliğiyle de bağlantılı olduğunda öğrenciler daha samimi davranma eğilimindedir. Değerlerinin “iyi” veya sessiz olmakla değil akranlarıyla ve öğrenme süreciyle anlamlı bir şekilde etkileşime girme isteklilikleriyle bağlantılı olduğunu anlarlar.
2. Davranışlara merakla yaklaşın. Bir öğrenci karşı çıkıp yaramazlık yaptığında, sonuçlara odaklanmak kolaydır. Peki ya biz, yeni eğitimciler olarak bunun yerine merakla yaklaşırsak? Bu yaklaşım, suçluyu değil ipuçlarını arayan dedektifler olmamızı gerektirir. Bu davranışın arkasında ne var? Bu öğrenci hangi desteği alamıyor olabilir? Bu soruları sorarak öğrencinin davranışını isyan değil iletişim olarak görmeye başlayabiliriz.
Bu, sınırları görmezden geldiğimiz veya kaosa izin verdiğimiz anlamına gelmez. Aksine öğrencinin ihtiyaçlarını daha derinlemesine anlayarak karşılık verdiğimiz anlamına gelir. Sürekli dikkat çekmeye çalışan bir öğrenci, bağlantı kurmaya ihtiyaç duyuyor olabilir. Karşı koyan bir öğrenci, kendi sesini bulmaya çalışıyor olabilir. Sorunun temel nedenini ele alarak gerçek sınıf yönetimini mümkün kılan güven ve saygı temeli oluştururuz.
3. Sadece sessizliği değil cesareti de övün. Sessiz, itaatkar öğrencileri övmek için genellikle acele ederiz. Peki ya cesur olanları da övmeyi bir alışkanlık haline getirsek? Öğrencileri sadece “iyi davranışları” için övmek yerine dürüstlük, cesaret ve kırılganlık anlarını da övün. Basit bir “Bu soruyu sormak zor olsa da sorduğun için teşekkür ederim.” ifadesi bile derin bir etki yaratabilir. “Hissettiklerini içinde tutmak yerine bana anlattığın için teşekkür ederim.” ifadesi de öyle.
Bu tür övgüler, öğrencilerin kendileri olmalarının hatta dağınık olsalar bile sadece izin verilmediğini değil aynı zamanda hoş karşılandığını da öğrenmelerine yardımcı olur. Bu, onlara seslerinin önemli olduğunu ve duygusal dürüstlüklerinin bir zayıflık değil bir güç olduğunu gösterir. Öğrenciler, sadece davranışları için değil kim oldukları için de görülüp anlaşıldıklarını hissettiklerinde, sınıfınızda daha fazla katılım gösterme, risk alma ve gerçekten gelişme olasılıkları çok daha yüksek olur.
Bir sınıf, sessiz olduğu için başarılı değildir; öğrenciler konuşmak, öğrenmek, mücadele etmek ve büyümek için kendilerini yeterince güvende hissettikleri için başarılıdır. Birçok yeni eğitimci yolculuğuna yeni başlarken yeni bir standart belirleme fırsatınız olduğunu unutmayın. Sadece uyumu ödüllendirmekten uzaklaşalım ve bağlantı, cesaret ve sesi kutlamaya başlayalım.
Amaç, sorgusuz sualsiz talimatları uygulayan öğrenciler yetiştirmek değil; düşünen, hisseden ve aidiyet duygusu olan öğrenciler yetiştirmektir. Sınıfınızda en etkili günler, en sessiz günler değil; meraklarını ve kişiliklerini ortaya koyacak kadar kendilerini güvende hisseden öğrencilerin canlı enerjisiyle dolu günler olacaktır.
Kaynak: https://www.edutopia.org/article/classroom-management-beyond-compliance