Zor Zamanlarımız İçin 3 Klasik Psikoloji Kitabı
Zor Zamanlarımız İçin 3 Klasik Psikoloji Kitabı
Frankl, May ve Adler’in eserleri zor zamanları atlatmamıza yardımcı olabilir.
Önemli Noktalar
- Klasik psikoloji, içinde bulunduğumuz zor zamanlarda güncelliğini ve faydasını koruyor.
- Klasik psikoloji eserleri, kaos zamanında yaşamayı yerinde bir şekilde yorumluyor.
- Bu metinlerde, hayatın belirsizliğine dair yeni bakış açıları bulabiliriz.
Karmaşık hayatlarımızı ve dünyanın kaosunu anlamlandırmanın bir yolu olarak defalarca yazıya başvurduk. Modern tarihin herhangi bir döneminde kaos, savaş, şiddet, felaket ve her türlü belirsizlik yaşandı. Yazarlar, hayatlarımızın zor ve korkutucu yönlerini insanileştirerek ve bu yönler etrafında anlatılar yaratarak eserleriyle bize teselli verdiler. Psikoloji dünyasında ise, dünyanın zorlukları etrafında süregelen bu diyaloğa zamansız katkılarda bulunanlar oldu. Burada, günümüze kadar uzanan ve içinde bulunduğumuz kaos gibi bir zamanda yaşamayı yerinde bir şekilde yorumlayan üç klasik psikoloji eserini vurgulayacağım.
Viktor Frankl’ın İnsanın Anlam Arayışı (1959)
Soykırımdan sağ kurtulan Klinik Psikolog Frankl, akıl almaz acılar içinde anlam bulma konusunda belki de en yetkin metni yazmıştır. Nazi ölüm kampındaki yaşam deneyimlerinden yola çıkan Frankl, hem fiziksel hem de duygusal olarak hayatta kalma yollarını şiirsel ve derin bir dille anlatır. İnsanların en zor koşullarda bile direnç gösterme konusunda doğuştan gelen ve derin bir yeteneğe sahip olduğunu yazar.
Kendimi hümanist ve varoluşçu bir psikoterapist olarak görüyorum ve Frankl’ın çalışmaları, bana göre hayatımızın bizi kırabilecek kadar ağır hissettiren bölümleriyle uyum içinde başa çıkmanın altın standardıdır. Frankl, insan ruhundan ve ne kadar zor olursa olsun neredeyse her durumun üstesinden gelme yeteneğinden bahseder. Onun sözlerinde, acı ve ızdıraptan kaçamasak da buna rağmen yaşamanın yollarını bulabileceğimize dair sert ama umut dolu bir hatırlatma bulabiliriz. Frankl’ın sözleri, çoğumuzun kendimizi dışsal kaosla boğuşurken korkunç olaylar ve bitmek bilmeyen bilgi akışıyla aşırı uyarılmış ve tüm bunların ağırlığından bitkin halde bulduğumuz şu günlerde özellikle anlamlıdır. Ancak Frankl derin bir bakış açısı sunar: “Umutsuz bir durumla, değiştirilemeyecek bir kaderle karşı karşıya kaldığımızda bile hayatta bir anlam bulabileceğimizi asla unutmamalıyız. Çünkü o zaman önemli olan, en iyi haliyle benzersiz insan potansiyeline tanıklık etmektir; bu da kişisel bir trajediyi bir zafere, kişinin içinde bulunduğu zor durumu insani bir başarıya dönüştürmektir.”
İnsanın Kendini Arayışı – Rollo May (1953)
Önde gelen Amerikalı varoluşçu psikologlardan biri olarak kabul edilen Rollo May, bu kitabı Soğuk Savaş’ın tırmandığı ve insanların nükleer yok oluş korkusunun arttığı bir dönemde yazmıştır. Kitabın 1967 baskısının kapağında şu sözler yer almaktadır: “Bu sıkıntılı çağın güvensizlikleriyle yüzleşmek ve onları yenmek için içimizde bir güç merkezi nasıl bulabiliriz?” Bu tanıtım yazısı, 2025 yılında yazılmış bir kitapta da rahatlıkla görülebilirdi; belirli olaylar açıkça değişse de insanın her şeye anlam verme ve kaosun içinde güç bulma arzusu, yıla veya tarihsel olaylara rağmen varlığını sürdürür.
May’in kitabındaki en dokunaklı bölümlerden biri, okulda atom bombasıyla ilgili bir ders dinledikten sonra eve gelen küçük bir kızın tasviridir; kız, annesine “Anne, gökyüzünün olmadığı bir yere taşınamaz mıyız?” diye sorar. May devam ediyor: “Bu çocuğun korkutucu ama aynı zamanda açıklayıcı sorusu… kaygının bizi doğadan nasıl uzaklaştırdığını iyi sembolize ediyor. Kendi yaptığı bombalardan o kadar korkan modern insan, gökyüzünden korkup mağaralara saklanmak zorundadır; klasik olarak enginliğin, hayal gücünün ve kurtuluşun simgesi olan gökyüzünden korkup saklanmalıdır.” Herhangi bir kaotik zamanda kaçmak, saklanmak ve kaçınmak ya da fırtınanın içinde dolu dolu yaşamanın bir yolunu bulmak arasında önemli bir seçimle karşı karşıya kalırız. Her ne kadar dönemin tarihsel olaylarına dayanan bir benzetme olsa da May’in anekdotu birçok insanın güncel deneyimi ve zorlu bir dönemde güç arayışlarıyla alakalıdır.
Alfred Adler’in “Sosyal İlgi” (1938) Adlı Eseri
Avusturyalı bir psikoterapist olan Adler, çalışmalarının çoğunu topluluğun önemi ve izolasyonun tehlikeleri üzerine yoğunlaştırmıştır. Bu, özellikle günümüzde farklı inanç ve ilkelere sahip olanlar arasında bölünme, parçalanma ve derin, bazen de şiddetli bir uçurumun hâlâ görüldüğü bir dönemde özellikle önemlidir. Adler, “toplumsal çıkar” veya daha basit bir ifadeyle “ortak” daha büyük bir iyilik doğrultusunda çalışmayı ve yaşamayı savunmuştur. Bu, kitabın yayınlanmasından neredeyse 100 yıl sonra bile kesinlikle geçerliliğini koruyan bir mesajdır.
Adler ayrıca “kişisel menfaatlerin… her zaman iş birliğine karşı durduğunu” yazmıştır. Birbirimizden giderek uzaklaştığımız ve kişisel statünün aşırı bir önem kazandığı bir toplumda, Adler bizi birbirimize doğru hareket etmeye teşvik eder ve izolasyonun amaç ve anlam bulma yolundaki insani mücadelemizi daha da zorlaştıracağı konusunda bizi uyarır. Adler, “Sosyal İlgi” kitabında, “diğer insanlara karşı tutumumuzun” önemini vurgular.
Frankl, May ve Adler’in bu klasik eserleri, günümüzün yanı sıra toplum ve insan olarak karşılaştığımız zorluklara da uygulanabilir. Hayatın belirsizliğine yeni bakış açıları ve dünyanın kaosuyla başa çıkmanın farklı yollarını bu metinlerde bulabiliriz. Bu yazının yerinde bir sonu, İnsanın Anlam Arayışı’nın son sayfasından geliyor: “Çünkü dünya kötü durumda ama her birimiz elimizden gelenin en iyisini yapmazsak her şey daha da kötüleşecek.”